Karanlık Kapısı

Ben bu yolculuğun Yeraltı kapısıyım. Adım "Karanlık". Ben de "Göksel Kapı" gibi herkese ve herşeye, her zaman açığım. Şunu lütfen bilin: Benim arkamdaki yol kendi adım gibi karanlık. Bu yolculuğun kendine göre katı, değiştirilemez (kaçınılamaz) ve hatta bazıları için rahatsız edici olabilecek kuralları var. Yine de bunlarla yüzleşebilmeniz ve hatta yüzleşme cesareti arayışınız kendinizi (özellikle kendi karanlıklarınızı, gölgelerinizi) daha iyi görme, kendinizle yüzleşme fırsatına dönüşebilirse, rahatlatıcı bile olabilir. Yanınıza ne kadar çok yük alırsanız (anılar, arzular, pişmanlıklar, üzüntüler, utançlar, hoş olmayan durumlar vb...) o kadar iyi olabilir. Nerede ve ne zaman isterseniz yüklerinizi bırakabilir ve onlardan kurtulmayı (belki tamamen) deneyebilirsiniz. Eğer hala girmek istiyorsanız, buyrun gelin. (Lütfen içsel duygularınızı kontrol edin!)

Zararlı Karma

Eğer beni görüyorsanız Karanlık kapısından girdiniz demektir. Ben buranın hikaye anlatıcısıyım. Lütfen ilerleyin...

Uykuyla uyanıklık arasında araftaydı ve kendini hiç beklemediği şekilde saf bir karanlığın içerisinde buldu. Bir duvara ya da ev eşyalarından birine dokunma umuduyla sağa sola gitti, ellerini havaya kaldırdı ve epeyce arandı ama ne dokunabilecek birşey buldu; ne de birşeye dokunabildi. Kendisinin evin içinde mi, dışında mı olduğunu bile bilmiyordu. İçiniz cız ettiğinde ince bir sızıdan ateş yükselir gibi bir duygu sizi kaplayıverir ya, işte bir anda içine öyle bir korku girdi ve süratle tüm vücuduna yayıldı. Bir adım önünü bile göremezken; nereye gideceğini bilemeden koşmaya başladı. Onların geldiğini hissediyordu. Yedi kişiydiler. Durdu etrafı dinledi. Ortalıkta sinek vızıldasa duyulacak bir sessizlik vardı. Bunun mantıklı olmadığını biliyor ancak tehlikenin bir şekilde yaklaşmakta olduğu duygusunu önleyemiyordu. Tekrar koşmaya başladı. Şimdi de üzerinde koştuğu zemin kaybolmuş, bir uçurumdan süratle düşer gibi boşluğa düşmeye başlamıştı. Bağırmak, çığlık atmak istiyor ancak sesi çıkmıyordu. Ne zaman yere çarpacağını ve paramparça olacağını düşünürken tekrar bağırmak istedi ve bu sefer başardı. Kendi çığlığıyla uyandığında terden sırılsıklam olduğunu farketti...

Gölge

Ben sizin gölge yanınızım. Beni ne kadar çok inkar ederseniz o kadar etkili olurum. En çok bilinçaltınızda barınmaktan hoşlanırım. Zannettiğinizden çok daha güçlüyüm.Bilinçsiz (hatta istemsiz bile diyebiliriz) kötülüklerinizin ve kötü davranışlarınızın çoğunu ben yönetirim. Benimle ne kadar aşina olur beni ne kadar çok farkederseniz kendinizi o kadar iyi kontrol edersiniz. Peki bunu nasıl yapacaksınız? Eminim bunun en iyi yolunu kendiniz bulabilirsiniz. Öncelikle Size nazikçe benimle (gölge yanınızla) ilgili farkındalık geliştirmenizi önerebilir miyim? Size bol şans dilerim...

Korku

Ben korkuyum. Beni gayet iyi tanıyor olduğunuzu düşünerek size kendimi tarif etmeyeceğim. Beni zaman zaman içinizde hissetmeniz oldukça doğal bir durum. Bildiğiniz üzere bu konu binlerce yılın konusu. Kendinizi çoğunlukla tehlike riski içeren "kaç ya da savaş" durumunda bulduğunuzda, hazırlıklarınızın artırılması adına zaman zaman faydalı olduğumu bile düşünüyorum. Belki biliyorsunuzdur: Benim yüzümden kaçmıyorsunuz, kaçtığınız için korkuyorsunuz. Beni kontrol edebilmek için, üzerinde düşünmeye değer bulursanız, size iki öneride bulunabilirmiyim? Öncelikle ben gerçekmiyim? Soruyu şöyle de sorabiliriz: Gerçekten korkmam gerekiyor mu? (Bazen lüzumsuz duygu ve düşüncelerden kaynaklanan endişeler de beni tetikleyebilir.) İkincisi benimle yüzleşebilir misiniz, ya da yüzleşiyor musunuz? Diğer bir ifadeyle beni farkediyormusunuz (farkındalık?) ve muhtemel kayıplarınızla ilgili olarak benimle yüzleşme cesaretiniz var mı? "En büyük cesaret korkunuzla yüzleşmektir" diyebilirmiyiz? Ne dersiniz...

Endişe

Benim hakkımda korkuyla tartıştığınıza göre sahneye çıkma zamanım geldi demektir. Varlığımın temel nedeni bence, olumsuz düşüncelerle geleceği yaşamaktan kaynaklanıyor. Burada gerçek koşullardan sözetmiyoruz. Zaten gerçek koşulların güçlüğü ve zorluğu genellikle zihninizde yarattıklarınızdan çok daha azdır. Ben ilave düşünceler ve daha olumsuza götüren hikayelerle beslenmekten çok zevk alırım. Size bir kere geldim mi daldıkça dalabilirsiniz. Bunu yapmak, hemen ve kolay olmayabilir ama şu ana gelmeyi deneyebilir misiniz? Heeey anda mısınız? Kayboluyormuyum yoksa?...

Gömülmüş

Hikayeci konuşuyor: Afedersiniz... Bunu sorarken üzgünüm ama "Hiç kendi ölümünüzü düşündüğünüz oldu mu? Eğer toprağa gömülmüşseniz (hadi çürümekten bahsederek daha da tatsızlaştırmayalım) üzerinizde otların ve çiçeklerin çıktığını düşündünüz mü? Düşünmediyseniz bu çalışma onun bir canlandırmasıdır ve ilave yorum gereksinimi olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla sizi bunun öncüllerine nazikçe davet etmek isterim. Buyrun...

Ben " Ölüm"...

Ölürken Kendini Sorgulama

Hikayeci konuşuyor: Başka bir tatsız alan daha. Ancak bu konu, bazı bakımlardan faydalı ile olabilir. Bunu söylerken üzgünüm ama eninde sonunda bununla karşılaşmanız kaçınılmazdır. Ancak tabii ki, kişilerin bunu yapıp yapmayacaklarını buna zamanlarının olup olmayacağını bilemeyiz. Yine de çok nadir de olsa (lütfen sık olmasın-olumsuzluk yükleyebilir) yaşarken bunu düşünmek gerçek değerlerin nerede olduğu veya sizin için kimlerin ve nelerin değerli olduğu, kendinizi olduğu gibi bulma ve benzeri konularda yardımcı olabilir. Tümüyle size kalmış...

... bedeni terkederken

Hikayeci konuşuyor: Sizin inanç sisteminize, kabullerinize, mantık ve anlayışınıza göre değişebilen çok belirsiz bir alan. Dolayısıyla bunu tartışmakta pratik bir fayda görmemekle beraber belki kısaca şunu konuşabiliriz. Bu vakitten sonra artık siz ruh olarak devam etseniz bile beden olarak ölüsünüz ve devam eden enerji siz değilsiniz. Dolayısıyla yaşamınızı, hazır kendi bedeniniz içerisinde ve canlıyken verimli ve üretken bir şekilde, iyiliklerle dolu ve doyasıya yaşayın. Bu aynı zamanda yaşamla ilgili kendiniz ve sevdikleriniz için en önemli görevinizdir! Tüm zorluklara rağmen....

Hırs

Hikayeci Konuşuyor: Bu hırs. Hırs, tatminsizlik çemberinde çalışan, genellikle takıntının da eşlik edebildiği ve ego kaynaklı olarak gereksinimden fazlasının istenmesi, arzu edilmesi halidir. Aldıkça daha fazlasını ister. Kişilikte bütünlük olmaması haline işaret edebilir. Nedenleri arasında, hamilelik, bebeklik, çocukluk dönemi, aile terbiyesi ve aile içi ilişkiler, kişilik yapısı, kişisel ve toplumsal algı düzeyi ve tatmin yönelmeleri gibi konular olabilir. Uzmanları bu konuları çok daha iyi açıklayabilir ve ışık tutabilirler. Burada temel konu herhalde gereksinimler konusudur. Gereksinimler gerçek midir? yoksa mülkiyetçi anlayışın veya pazarlama tekniklerinin oluşturduğu algıların sonucu mudur? Maddi konularda belki şu ileri sürülebilir: Sahip olduğunuz ama kullanmadığınız ne varsa bunlar gereksinim fazlası veya aşırı tüketimdir. (Basit bir örnek olarak aynı anda iki bisikleti sürmezsiniz.) Psikolojik ve/veya sosyolojik konularda bu husus çok daha çapraşık ve karmaşıktır. (Güç oburluğuna dayalı yönetme arzusu, diğer insanları etkileme ve ilave takdir/onay arayışı, suni bir zeminde kendini daha iyi hissetme gibi örnekleri çoğaltmak mümkün olabilir) Aslında maddi görünenler de bunlardan çok ayrı değildir ve yaşam bütünlüğünde hepsi birbirinin içinde çalışır. Bütün bunları detaylarıyla birlikte uzmanlarına bırakabiliriz.Hırs konusunun belki de anahtar sorusu: Kişinin gelir düzeyi ne olursa olsun, sahiplenme ve tüketme arzusuna dayalı hırs'ın aslında kendini tüketmek olduğunu fark edip etmemesidir. Bunu er ya da geç anladığında (hiç farketmeyebilir de) geri dönüş için çok geç olabilir.

Yalnızlık Krallığı. Sadece Kral var...

Bütün hırslarınızla birlikte bu dünyayı terkettiğinizde (eski deyimle - Terk-i diyar eylediğinizde), iskeletinizin lafın gelişi altın ve elmaslarla dolu olması ya da çoğu, esasta olumsuz zeminlerde harcanan pek çok gayretiniz, asıl sonuca en ufak bir katkı sağlamaz. Yani en varlıklı, en çok mal mülk sahibi, en güçlü en... en... de olsanız kimse sizi ve hırslarınızı hatırlamak istemez. Ancak ve ancak, varsa, her anlamda, diğer bireylere ve insanlığa olumlu katkılarınızla hatırlanırsınız. Tarih bunu hep böyle yazmıştır...

Öfke

Hikayeci konuşuyor: Bu öfke ya da kızgınlık. Öfke, kişinin saldırganlık yoluyla kendine önem vermesidir. Yani öfke hali sizin tercihiniz ya da seçiminizdir. Bu kolay olmayabilir ama kendinizi önemli sayma gereksiniminizden vazgeçebilirseniz, neden veya gerekçe ne olursa olsun öfkelenmemeyi tercih edebilirsiniz. Tabii değerli olmak (halihazırda zaten öylesiniz çünki biriciksiniz) önemli olmaktan bildiğiniz üzere farklıdır. Önemli olmaya çalışmak dolaylı onay ya da değer görme arayışıdır. Oysa değerli olmak tüm dünyaca bilinen erdemlerle (dürüst, ahlaklı, hoşgörülü, nazik, yardımsever olmak gibi) donatılmış olmaktır ve onay gerektirmez. Onların varlığı ya da yokluğu zaten kendiliğinden konuşur. Orada size ayrıca ihtiyaç yoktur. Şimdiye kadar genellikle farkındalık düzeyiyle ilgili sohbetlerimiz oldu... devam edecek...

4 Comments

  1. Ethem Bey

    Öte dünya kavrayışına , doğanın parçası oluşa, sonsuzluğa bakışa ve kendinle hesaplaşmaya kapı açan bir yeraltı anlayışı; ama gökselle bağlantısı yok mu acaba?

    1. Teşekkür ederim.. Elbet bir gün göktekiler yere iner ve yeraltındakiler yüzeye çıkabilirler. Ancak zaman ve zemin itibariyle buluşabilirler mi?, ya da buluşacaklar mı? Orada yolculuğun kendisi ve zaman yol gösterecek…

  2. SEVİM Hn.

    Öfke korkunun altındaki endişe kaynaklı mıdır yani temelinde eksiklik…
    Sitenizi çok beğendim.Biraz da esrarengiz olmuş.Bu daha da ilgi çekiyor.

    1. Sevim Hn. genel olarak haklısınız. Yani nerede bir abartı varsa arkasında kapatılmak istenen bir eksiklik vardır. Ancak endişe ve öfkenin ayrı olgular olduğu düşüncesindeyim.Belki şöyle de yaklaşabiliriz Endişe bir duygu durum hali iken (pasif), öfke, ego kaynaklı duygusal tepkime yönelimli (aktif) olabilir. Birbirlerini besleyebilirler ama çok içiçe olduklarını düşünmüyorum. Özetle bence ayrı olgular…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 + fourteen =